TANIM
Edinilmiş immün yetersizlik sendromu (AIDS), tek başına bir hastalık değildir. AIDS hastaları bağışıklık sistemlerinin ciddi şekilde baskılanmış olmasından veya yeterince çalışamamasından dolayı, her türlü enfeksiyona ve hastalığa karşı normal insanlardan daha savunmasızdırlar. Dolayısıyla, yakalanılan basit bir üst solunum yolları enfeksiyonu bile AIDS hastalarının ölümüne sebep olabilir.
AIDS in etkeni, İnsan İmmünyetmezlik Virüsü'dür (HIV). HIV kişiden kişiye semen, vajinal sıvılar ve kan yoluyla bulaşır. HIV, vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan akyuvarların yeterli miktarda yapımını engeller. Dolayısıyla vücut, bakteri ve virüslere karşı savaşamaz hale gelir. Diğer taraftan AIDS teşhisi, ölümle eşdeğer tutulmamalıdır. Düzgün ve doğru bir bakım ve tedaviyle AIDS hastaları da yıllarca üretken bir hayat sürebilir. Bu nedenle HIV enfeksiyonu, şeker hastalığı gibi kronik bir hastalık olarak kabul edilmelidir.
Pek çok hastada AIDS, grip benzeri şikayetlerle başlar. Bu şikayetler, iki haftayla birkaç ay arasında devam edebilir. Başlangıçtaki şikayetlerinden sonra birkaç yıl süreyle herhangi bir şikayet görülmeyebilir. Bu sürede HIV pozitif olan kişinin kendisine nasıl baktığı çok önemlidir. Çünkü HIV virüsü vücuda girdikten sonra önce yavaş, daha sonra ise çok hızlı şekilde çoğalır. Tam anlamıyla yerleşmiş AIDS -ciddi enfeksiyonların görülmeye başladığı zaman- HIV virüsünün vücuda girmesinden 5-10 yıl kadar ortaya çıkar.
AIDS ilk kez 1981 yılında ABD'de tanımlanmıştır. Fakat, teşhis edilememiş vakaların 1979 yılından beri var olduğu ve bugün dünyada yaklaşık 14 milyon kişinin HIV taşıdığı düşünülmektedir.
BELİRTİ ve BULGULAR
Virüsün alınmasından klinik bulgular ortaya çıkıncaya kadar geçen kuluçka dönemi yaklaşık 2-5 yıldır. Hiçbir klinik belirtinin bulunmadığı bu dönemde kanda HIV antijeni, antikoru veya her ikisi birden bulunabilir.
. Uzun süreli, açıklanamayan aşırı yorgunluk ve bitkinlik
. Şişmiş lenf bezleri (kasık bölgesi dışında en az 2 bölgede ve en az 3 ay süreli)
. 10 günden uzun süren ateş
. 3 aydan fazla süreyle gece terlemesi
. Açıklanamayan kilo kaybı (vücut ağırlığının %10'dan fazlası)
. Deride veya ağız içinde, mor veya farklı renkte geçmeyen lekeler
. Açıklanamayan, sürekli öksürük veya boğaz ağrısı
. Nefes darlığı
. Sürekli, şiddetli ishal
. Sık tekrar eden mantar enfeksiyonları
. Vücutta açıklanamayan çürükler veya kolayca meydana gelen kanamalar
NEDENLERİ
AIDS'e, HIV-1 ve HIV-2 virüsleri sebep olmaktadır. HIV-2 virüsü Afrika dışında nadiren görülmektedir. Virüsün kişiden kişiye bulaşma yolları:
. HIV taşıyıcısı kişiyle vajinal, oral veya anal seks yapılması
. Damardan uyuşturucu kullananlarda ortak enjektör kullanımı
. Kan ve kan ürünlerinin nakli
. Anneden bebeğe kan yoluyla veya sütle geçiş
Genel kanının aksine, AIDS çok bulaşıcı bir hastalık değildir. Öpüşme yoluyla, tuvalet oturaklarıyla, dokunmayla, günlük hayatımızdaki cisim ve araçların ortak kullanımıyla, yiyeceklerle HIV virüsü bulaşmaz.
TANIYA YÖNELİK ARAŞTIRMALAR
. Kan tablosunda değişimler (lökosit, lenfosit ve trombositlerde azalma)
. Anemi
. Sedimentasyon hızında artış
. Yardımcı / baskılayıcı T hücresi (helper/supressor, T4 / T8) oranında azalma (normal değer 2/1) yardımcı T hücrelerinin mutlak sayısında azalma (400/mm3)
. İmmünofloresans tekniği ve ELİSA yöntemiyle HIV antijenleri gösterilebilir
. ELİSA ile kanda HIV antikoru aranması: en iyi tarama testidir. Yanlış pozitif cevap alınabileceğinden, kuşkulu vakalarda doğrulama testleri gerekir.
. Western blot antikor testi: Virüs proteinlerine karşı antikorların gösterilmesi ve ELİSA yöntemini doğrulama testi olarak kullanılır
TEDAVİ
Henüz virüse karşı tam anlamıyla etkili bir ilaç veya koruyucu aşı geliştirilememiştir. Tüm dünyada bu yöndeki çalışmalar yoğun olarak devam etmektedir. Genel tedavi şekli, fırsatçı enfeksiyonların veya tümörlerin tedavisine yöneliktir. Aantiviral ilaçlar kombinasyonlar şeklinde uygulanmaktadır:
. Zidovudine (AZT), didanosine (ddI), dideoxycytidine (ddC)
. Proteaz inhibitörleri: Nelfinavir, ritonavir, indinavir ve saquinavir
AİDS ve TEDAVİ YOLLARI Zamanımızın henüz çare bulamadığı korkunç hastalık. Kazanılmış bağışıklık yetersizliği hastalığı manasına gelen kelimelerin baş harflerinden meydana gelmiş olup , HIV (insan immun yetmezlik virüsü) denilen bir virüsle meydana gelir. İlk meydana gelişi ve halen en mühim bulaşma şekli ve yolu homoseksüel olmakla beraber gayri meşru bütün cinsel münasebetlerde bu hastalık için aynı riski taşımaktadır. Uyuşturucu müptelalarında (iğneyle zerk yapanlarda),ortak enjektör kullananlarda ,kan ve kan ürünlerinin naklinde(bilhassa faktör 8 alan hemofili hastaları için)daima hastalık riski olduğu iyi bilinmelidir. Ayrıca hasta olan anneden bebeğin gerek rahim içinde plasentayla, gerekse doğumdan sonra emzirmeyle hastalık geçmesi mümkündür. Hastalık son on yıl içinde teşhis edilmeye başlanmış olup süratle sayısı çoğalmaktadır. Hastaların çoğunluğu Amerika'da olup,bütün dünyaya buradan yayılmaktadır. Müslüman memleketlere çok sonra girmiş ve daha sonra zor yayılma imkanı bulabilmektedir. Dünya Sağlık Teşkilatı WHO' nun resmi açıklamasına göre,son on yılda(1993) AIDS' ten ölenlerin sayısı 366.455 olup,bunların217.729'uAmerikalı,92.922'si Afrikalı,51.914'ü Avrupalı ve 1080 kişisi Asyalıdır. ABD'de AIDS' ten ölenler,Vietnam Savaşında ölen ABD asker sayısından fazladır. Dünya Sağlık Teşkilatının tahminlerine göre,10 yıl sonra AIDS' ten yılda on milyon kişinin ölmesi muhtemeldir.(1993) Oldukça tehlikeli seyreden Aids hastalığına Yakalananların %80'iteşhis konulduktan sonraki iki yıl içinde eklenen çeşitli kanserlerden veya enfeksiyonlardan dolayı ölmektedir. Hastalığın kuluçka dönemi çok uzundur. Bu durum teşhisin de çok geç konulabildiğini gösteriyor. Virüsün alınmasından hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar 2-5 yıl kadar süre geçmektedir. Hastalığın vücutta meydana getirdiği en mühim değişiklik,bağışıklık sisteminin gittikçe bozulmasıdır. Vücut gerek mikrobik ajanlara,gerekse kanser hasıl olmasına karşı immun sistemini çalıştırmamakta Ani müdafaa ve mukavemet edememektedir. Bunun sonucu menenjit,zatüre,dizanteri,beyin iltihabı(ansefelit), ve çeşitli kanser türleri ortaya çıkarak tabloyu ağırlaştırmaktadır. Hastalığın kendisine has şikayet ve bulguları yoktur. Enfeksiyonları ve çeşitli kanser türlerine göre değişik belirtiler olabilir. Ateş yükselmesi,gece terlemesi(3 aydan uzun süreli), kilo kaybı,halsizlik,aşırı yorgunluk,yaygın beze büyümeleri(kasıkta 2-3değişik yerde öksürük ile birlikte bütün kan hücrelerinde akyuvarlar ,alyuvarlar, trombosit)azalma ile kendini belli eder. Hastalığın kendine has kan testleri olup,bunlarla(ELİSA testi ve elektron mikroskobu ile)HIV antijeni ve aids virüsü tesbit edilerek kesin teşhis konulabilmektedir. Henüz virüse etkili bir ilaç koruyucu bir aşısı bulunamamıştır. Tedavi,eklenen Enfeksiyonlara ve tümörlere karşı olmakta,Dolayısıyla şifa meydana gelmektedir. Oldukça tehlikeli seyreden Aids hastalığına Yakalananların %80'iteşhis konulduktan sonraki iki yıl içinde eklenen çeşitli kanserlerden veya enfeksiyonlardan dolayı ölmektedir. Hastalığın kuluçka dönemi çok uzundur. Bu durum teşhisin de çok geç konulabildiğini gösteriyor. Virüsün alınmasından hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar 2-5 yıl kadar süre geçmektedir. Hastalığın vücutta meydana getirdiği en mühim değişiklik,bağışıklık sisteminin gittikçe bozulmasıdır. Vücut gerek mikrobik ajanlara,gerekse kanser hasıl olmasına karşı immun sistemini çalıştırmamakta Ani müdafaa ve mukavemet edememektedir. Bunun sonucu menenjit,zatüre,dizanteri,beyin iltihabı(ansefelit), ve çeşitli kanser türleri ortaya çıkarak tabloyu ağırlaştırmaktadır. Hastalığın kendisine has şikayet ve bulguları yoktur. Enfeksiyonları ve çeşitli kanser türlerine göre değişik belirtiler olabilir. Ateş yükselmesi,gece terlemesi(3 aydan uzun süreli), kilo kaybı,halsizlik,aşırı yorgunluk,yaygın beze büyümeleri(kasıkta 2-3değişik yerde öksürük ile birlikte bütün kan hücrelerinde akyuvarlar ,alyuvarlar, trombosit)azalma ile kendini belli eder. Hastalığın kendine has kan testleri olup,bunlarla(ELİSA testi ve elektron mikroskobu ile)HIV antijeni ve aids virüsü tesbit edilerek kesin teşhis konulabilmektedir. Henüz virüse etkili bir ilaç koruyucu bir aşısı bulunamamıştır. Tedavi,eklenen Enfeksiyonlara ve tümörlere karşı olmakta,Dolayısıyla şifa meydana gelmektedir. [
HIV KLİNİĞİ 1981 ABD'de genç homoseksüellerde KS ve PCP tespit edildi 1982 CDC tarafından AIDS adı verildi 1983 virus lenf bezinde izole edildi 1984 ELISA yöntemi onaylandı 1985 HIV-2 saptanması 1987 AZT'nin ilerlemiş inf.da kullanımı 1988 CYBH'ın HIV bulaşını kolaylaştıdığı 1990 AZT'nin erken HIV inf.da kullanımı DÜNYADA AIDS Vakaların %95'i gelişmekte olan ülkelerde, %86'ı Sahra-altı Afrika'da görülür. HIV/AIDS ile yaşam 33.6 milyon HIV/AIDS'den ölüm 16.3 milyon Hastalığın görülme yaşı 15'e inmiştir %20 olan kadın erkek oranı %50-60'lara yükselmiştir. Türkiye'de AIDS vaka sayısının artış sebepleri: 1-Ülke nüfusunun genç olması 2-CYBH konusunda bilgilerin kısıtlı olması 3-İV ilaç kullanımının artması 4-Turizm sektörünün giderek gelişmesi 5-Yurt dışı Türklerin çokluğu İMMÜNOPATOGENEZ Üç dönemde incelemek mümkündür: 1-Akut faz 2-Asemptomatik faz 3-Semptomatik faz ve AIDS AKUT FAZ İnfeksiyonu izleyen ilk birkaç günde lenf nodlarındaki aktive lenfositlerde hızlı bir virus çoğalması olur. Bu aşamada 5x103/ml infeksiyöz partikül ya da 107/ml viral RNA molekülü bulunur. CD8 sitotoksik lenfositler tarafından oluşturulan bağışıklık yanıt viremiyi sınırlar CD4 sayısında azalma olur. Makrofaj tropizmi görülür. ASEMPTOMATİK FAZ İnfeksiyondan sonra 3. ve 4. aylarda zaman zaman küçük yükselmelerle seyreden sınırlandırılmış bir viremi vardır. CD4 sayısı sabit bir hızla düşer. Bu dönem yıllarca sürebilir. İmmünolojik baskı altında oluşan seçici mutasyonlar nedeniyle virus populasyonu daha heterojen bir yapı kazanır SEMPTOMATİK FAZ VE AIDS Bu dönemde virus sayısı artarken CD4 sayısı 200/ml altına düşer. CD8 T hücre sayısında düşme gözlenir. Virüs replikasyonundaki artışa parelel olarak lenfoid hücre ölümü ve tahribatı olur. Bu evrede virus populasyonu daha homojendir ve T hücre tropizmi gösterir. Semptomatik faz ve AIDS aşamasında hızlı replikasyon kinetiği, genişlemiş hücre spektrumu, sinsitya oluşturabilme özelliği ve CD4 T hücrelere sitopatik etki virülansı artıran özelliklerdir. Virusun nötralize edici antikorlara duyarlılığı azalmıştır. Virusta oluşan mutasyonlar sonucu sinir sistemine ve diğer organlara tropizm artar. Periferal kanda CD4 T lenfosit sayısı 200/ml altına düştüğünde ciddi fırsatçı infeksiyonlar ve malignensiler ortaya çıkar. HIV infeksiyonunda görülen sitosidal etki, infekte hücre yüzeyinde bulunan gp120 ve gp41 antijenleri ile infekte olmayan hücre yüzeyinde bulunan CD4 molekülleri ile bağlanarak füzyon ve hücre erimesine neden olur. Sitokinlerin CD4 hücreleri azaltması: HIV infeksiyonu sonucu immün aktivasyon olur ve TNF-ß, TNF- ?, GM-CSF, IL-1, IL-3, IL-4 ve IL-6 sentezi artar. Otoimmün mekanizma ile hücre ölümü: HIV infeksiyonu sırasında kuvvetli bir hücresel cevap oluşur ve sonuçta ADCC reaksiyonu oluşur. Apoptosis: Otoreaktif olgunlaşmamış lenfositlerin timusta yıkılması sonucu oluşur. Viral zarfta bulunan gp120 ile MHC-II benzerliği ve gp41'in C terminal bölgesi ile HLA ß zinciri arsındaki benzerlik çapraz reaksiyonlara neden olmaktadır. Anti-lenfosit antikorları: HIV ile infekte bireylerde bu antikorlara rastlanmaktadır. Ayrıca CD4 lenfositlerde histon HB2 olduğu düşünülen antijene karşı oluşan antikorlar rapor edilmiştir. Anti-CD4 antikorların varlığı da tespit edilmiştir. T lenfositler CD4 lenfosit sayısında azalma (geç dönem) IL-2 ve gama IFN sentezinde azalma İnositol yolu ile defektif sinyal iletimi Hüre içi Ca+2 düzeyinde kronik artış Geç tip aşırı duyarlılık reaksiyon azalması CD8 sitotoksik cevap bozulması B lenfositler Hipergamaglobulinemi Serum immün kompleks düzeyinde artış Otoantikor oluşumu Yeni antijenlere karşı azalan antikor cevap IgG2 sınıf antikorlarda azalma IgE ile oluşan cevapta azalma Diğer anomaliler Antijen sunucu hücre aktivite bozulması Anormal monosit/makrofaj fonksiyonu NK hücre fonksiyon kaybı IFN- alfa düzeyinde artış Anti-lenfosit düzeyinde artış serum tiroglobulin düzeyinde azalma
Sağlınızın değerini biliyor musunuz? Peki, sağlıklı olmanın? Eminim ki bu soruya kendini kandırmadan pek az kisi Evet yanıtını verebilir... Çünkü, bir hastalık belirtisi olmadan, hele hele Türklerdeki yaygin ; Bana birsey olmaz zihniyeti doğrultusunda, hasta olana kadar, yeni bir güne sağlıklı başlamanın değerini, gerçekten bilmiyoruz. İtiraf edin! Kaç kişi dişi ağrımadan önce, düzenli kontrol için, yılda bir kerecik olsun, diş doktorunun koltuğuna, kendi gönül rızasıyla oturur? Veya, hiçbir şikayeti yokken, doktora gidip: Ben kontrole geldim, bakalım hersey yolunda mi der. Zaten böyle bir şeye alışık olmayan tip adamlarımız da şaşırır herhalde... Unutmayın, gerçekten de herseyin başı sağlık... Dengeli beslenme, düzenli sağlık kontrolü ve minik egzersizler, hayatimizin bütün yükünü çeken vücudumuza verebileceğimiz en büyük hediyedir.Özellikle de içki ve sigara kullananlar, stresli ortamda yasayanlar ve masa başında çalışanların, birazcık daha özenli olmalarını gerektiriyor. Geleceğinize yapacağınız en büyük yatırım, hisse senetlerine, banka hesaplarına ve gayri menkullere değil, sağlınıza olsun. Daha fazla karlı çıkarsınız. Çünkü su atasözü gerçekten de hayatimizi özetliyor: İnsanlar gençliklerinde para kazanmak için sağlıklarını, yaşlılıklarında ise sağlıklarını kazanmak için paralarını harcar.... [ Muzik Tokusen II - The Mist ( 02:30) Fonda ] Türkiye'de insanlar eğitim ve anlama yeteneklerinin verdiği ölçüye kadar AIDS hastalığına değişik yönlerden yaklaşıyor. Ciddiyeti bugüne kadar hala anlaşılmamış olması da eğitim seviyelerindeki çeşitlilikten kaynaklanmaktadır. Ben bu bilgilerde eğitimdeki anlaşmazlık unsurunu ortadan kaldırarak, birçok ülkeden,birçok kaynaktan edindiğim dokümanları ve kendi yaklaşımlarımı TÜRKÇE halinde bilgilerinize sunuyorum. Belki yeteri kadar başarılı değil ama yinede AIDS konusunda çok fazla bilgi içerdiği kesin. AIDS e karşı yapılabilecek en güzel şey AIDS kapmamaktır. Düşünüldügünde AIDSten korunmanın çok kolay olduğu görülmektedir. AIDS hastalığını tanıyarak ve onun zayıf yönlerini bularak, kendi zayıf yönlerimizi kuvvetlendirerek ondan korunabiliriz. Bu noktada, AIDS taşıyan hastaların bir çoğunda hiçbir hastalık olmadığını hatırlatmak istiyorum.Ancak, yapılan çalışmalarda bir çok insanında bu hastalığın pençesinde olduğu görülmüştür. Yapılan araştırmalarda, araştırmanın başlamasından yedi yıl sonra erkek hastaların %75inde AIDS, lenf bezlerinin şişmesi görülmüştür. Zaman geçtikçe bu sayı büyümektedir. Bu rakamlar çok ürkütücü geliyor insana. Bu rakamların diğer cinsiyet gruplarında da aynı olduğu düşünülürse enjekte olmuş birçok insan hastalığın pençesine düşmüş demektir. Ve yine bu rakamlar doğru ise bazı insanlar ya hastalığı hafifçe hissedecek yada hiçbir zaman hastalık hissetmeyecektir. Bağışıklık sistemi kuvvetli olan bazı bireyler kendilerini kurtarabilirler fakat bu tür bireylerin sayısı o kadar azmış ki enfeksiyona maruz kalanların çoğu hastalanmaktan kendilerini kurtaramazlar. HIVin küresel gelişiminde etkilenen populasyon grubunun gençler olduğu düşünülürse, ailelerin çocukları ile AIDS ve HIV hakkında ya hiç yada yetersiz konuştukları ortaya çıkmaktadır. Tabii burda ailenin AIDS hakkında ne kadar bilgiye sahip olduğuda göz önünde bulundurulması gereken çok önemli bir unsurdur. Bazı aileler ise çocukları ile AIDS hakkında konuştuklarını düşünürler fakat hiçbiri seksüel aktivitelerin ve güvenli seksin gerekliliğini kabul etmez. Yapılan araştırmalarda, gençlerin %40ı HIVden korunma, %47si seksüel davranışların düzenlenmesi ve %73ü de prezervatifin nasıl kullanılacağı konusunda yeterli bilgiye sahiptir. Bu değerleri ülkemiz açısından oranladığımızda çıkan rakamlar ürkütücü olmaktadır. Gençlerin birçoğu cinsel konuları aileleri ile konuşmaktan çekinirler. Bu davranış çok doğaldır. Bu nedenle bu tür bilgileri danışmak için bir aile yakınını yada bir arkadaşlarını seçerler. Buda bir ilerleme sayılabilir ancak çoğu zaman yanlış bilgiler edinmekle sonuçlanabilir. Aileler, çocuklarının davranışlarını kısıtlayabilir yada kontrol altında tutabilir. Bu da ancak onlarla yeterli iletişimi kurarak yada onlara örnek olarak olabilir. Ailelerin çocuklara karşı ılımlı davranışları, bu tür konuları konuşurken bir aile ferdinden çok, bir arkadaş gibi davranmaları, çocukların bu tür konuları konuşmak için başkaları yerine kendi ailesini seçmesini sağlayacaktır. Ailelerin, bu tür konularda çocuklarına örnek olmamaları yada konuşmak yerine kaçmayı seçmeleri, çocuğun doğası üzerinde değişiklikler meydana getirebilir. Bu da çocuğun HIV/AIDS ve önlenmesi konusunda gelecekteki tutumunuda etkileyecektir. Aileler çocukları ile bu tür konuşları konuşmaktan çekinmekte yada korkmaktadır. Kimi ailede çocuklarının kendi cinsleriyle cinsel aktivitede bulunmasından korkmaktadır. Aslında ilişki ne tür olursa olsun, önemli olan bu ilişki sırasında meydana gelebilecek hastalıklardan korunmanın yollarının hem aile hemde çocuk tarafından tam olarak bilinmesidir. (Muzik yavaş yavaş azalır ve biter. ) [ Muzik Tokusen II - Fire (02:00) Fonda ] AIDS yada ARC dediğimiz ilgili hastalıklar ilk defa 17 yıl önce tanımlanmıştı. AIDS in ilk ortaya çıktığı yıllarda teşhis konan hastaların çoğu homoseksüeldi. (Kendi cinsleri ile ilişkiye giren erkekler) Fakat hastalığın belli bir süre sonra homoseksüeller dışında da görülmesi hastalığı sadece homoseksüellerin taşıyabileceği tezini çürüttü. 1984 lü yıllarda homoseksüel erkekler içinde bulunduğu riskin önemini biliyorlardı. Çünkü hastalığın homoseksüellerde görüldüğü tezi çok yaygındı. Fakat homoseksüeller dışında kalan toplum içinde bulunduğu riski henüz bilmiyordu. Bu da hastalığın yayılmasında çok büyük rol oynadı. Ne yazık ki bu ülkemiz içinde geçerli bir ifade, çünkü birçok insan AIDS ve korunma yolları hakkında bilgi sahibi değil yada olmak istemiyor. HIV virüsünün anlamı bu hastalık hakkında bilgi edinmek için bilinmesi gerekenlerin başında gelir. HIV, AİDS'E yol açan virüstür. HIV virüsü taşıyan- insanlar HIV pozitif veya HIV enfeksiyonlu olarak adlandırılır. HIV virüsü, bağışıklık sisteminize zarar vererek sizi hasta eder. Bağışıklık sistemi vücudunuzu mikroplardan korur. Bağışıklık sisteminiz çalışmadığında, mikroplar sizi daha kolay hasta edebilir. Ancak, hasta görünmeyebilir veya hissetmeyebilirsiniz. HIV virüsü taşıdığınızı bile bilmeyebilirsiniz AIDS' in tanımını ise şöyle yapabiliriz. AIDS, HIV virüsü bağışıklık sisteminizi zayıf hale getirdikten sonra ortaya çıkan hastalıktır.
A I D S (Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) Son yıllarda dünyada hızla yayılan virüs kökenli ve ölümcül bir enfeksiyon hastalığıdır. 1980'lerin başında bir yaz günü, basın önce merak uyandırıcı, değişik bir konu gibi görünen bir haberi duyurunca, bütün dünyada bomba etkisi yarattı. Haber Amerika Birleşik Devletlerinde ilginç bir biçimde yalnız erkek eşcinsellerde görülen garip ve yeni bir hastalıkla ilgiliydi. O günlerde bu haberin bütün dünyada toplum sağlığını tehdit eden bir salgına dönüşeceğini düşünebilmek güçtü. AIDS kısa sürede korku salmaya başladı. Virüsün kan ve sperma yanında, tükürük ve gözyaşında da bulunduğunun kanıtlanması, hastalığın yalnız cinsel ilişkiyle bulaşmadığını kanıtladı. Ayrıca birçok ahlaki,hukuksal ve siyasal sorunu gündeme getirdi. Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla hastaların karantinaya alınması, bulaşma tehlikesi yüksek grupların kitle halinde denetimde tutulması, virüs taşıyıcıların işten çıkarılması veya askerden ihraç edilmesi gibi öneriler tartışıldı. Bazı tıp ve sağlık personelinin AIDS'li hastaların kan ve salgılarıyla ilgili işlem gerektiğinde yardımdan kaçındığı görüldü. Bu öneriler ve olaylar toplumda paniğin daha da artmasına ve hastaların zor durumda kalmasına neden oldu. Bütün bu gelişmelerden sonra AIDS hastalığı ile ilgili yapılan çalışmalar daha düzenli ve insan haklarına uygun şekilde devam ettirilmeye çalışıldı. Özellikle Afrika'da yaygın olduğu anlaşılan AIDS'in ne olduğu, nasıl bulaşıp bulaşmadığını, tanı ve tedavisini ve son olarak da AIDS hakkında gösterilen faaliyetlerin neler olduğunu inceleyelim. Konumuzu 6 başlık altında toplarsak; . AIDS nedir? AIDS İngilizce'de ''Kazanılmış Bağışıklık Yetmezliği Sendromu'' anlamına gelen ''Acquired Immune Defidency Syndrome'' sözcüklerinin baş harfleriyle oluşturulmuş bir sözcüktür. AIDS, virüs yoluyla bulaşan bir hastalıklar bütünüdür. Bireye HIV (İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) bulaşması sonucunda vücudun savunma gücü zayıflar ve birey bazı mikrop ve hastalıklara, sağlıklı kişilerden daha duyarlı hale gelir. Lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, cinsel organda uzun süre iyileşmeyen yaralar, tüberküloz gibi belirtiler ortaya çıkar. Zatürre, bağırsak enfeksiyonları, Kaposi Sarkomu gibi birden fazla hastalık ve kanserlerin ortaya çıkması ile AIDS tablosu oluşur ve günümüzde hastalık ölümle sonuçlanır. . Dünya'da ve Türkiyede AIDS. DÜNYADA HIV/AIDS DSÖ, (Dünya Sağlık Örgütü) Aralık 2000 verilerine göre dünyada 36.1 milyon HIV ile infekte kişi olduğunu ve hastalığın başından beri 21.8 milyon kişinin hayatını bu hastalıktan kaybettiğini bildirmektedir. Aralık 2000 rakamlarına göre dünyada; HIV/AIDS ile yaşayan : Total : 36.1 milyon Erişkin : 15-49 yaş: 34.7 milyon Kadın: 16.4 milyon 15 yaş altı: 1.4 milyon 2000 yılı içinde HIV ile yeni infekte vakalar : Total : 5.3 milyon Erişkin 15-49 yaş : 4.7 milyon Kadın: 2.2 milyon 15 yaş altı : 600 000 Epideminin başından beri toplam AIDS'den ölenler : Total : 21.8 milyon Erişkin : 15-49 yaş: 17.5 milyon Kadın: 9 milyon 15 yaş altı : 4.3 milyon 2000 yılında AIDS'den ölenler : Total : 3 milyon Erişkin : 15-49 yaş: 2.5 milyon Kadın: 1.3 milyon 15 yaş altı : 500 000 TÜRKİYE'DE HIV/AIDS Tüm dünyada HIV/AIDS vakalarının hızla arttığı gözlenirken elbette Türkiye'nin bu salgının dışında kalması beklenmemektedir. Ülkemizde ilk defa 1985 yılında bir AIDS vakası ve bir taşıyıcı olduğu bildirilmiş, daha sonra her yıl taşıyıcı ve AIDS vakalarının sayılarında giderek artma gözlenmiştir. Türkiye'de en sık 15-49 yaş arası HIV/AIDS vakalarına rastlanmaktadır ve erkeklere %71.3, kadınlara % 28.7 oranında rastlanmaktadır. TÜRKİYE'DE HIV/AIDS VAKALARININ YILLARA GÖRE DAĞILIMI : (ARALIK 2000 Sağlık Bakanlığı) YILLAR VAKA TAŞIYICI TOPLAM 1985 1 1 2 1986 2 3 5 1987 7 27 34 1988 9 26 35 1989 11 20 31 1990 14 19 33 1991 17 21 38 1992 28 36 64 1993 29 45 74 1994 34 52 86 1995 34 57 91 1996 37 82 119 1997 38 105 143 1998 29 80 109 1999 28 91 119 2000 46 112 158 TOPLAM 364 777 1141 . Bulaşma Yolları. Cinsel Yolla : Mikrobu taşıyan erkeğin veya kadının cinsel organ salgıları aracılığıyla, her türlü cinsel ilişki (vajinal, anal, oral) ile, erkekten kadına, kadından erkeğe, erkekten erkeğe, kadından kadına bulaşır. Kan Yoluyla : Kan ve kan ürünleri, organ ve doku nakli ile, tıraş bıçağı,diş fırçası ve enjektör paylaşımı ile, kesici ve delici aletler yolu ile bulaşır. Anneden Bebeğe : HIV virüsü gebelik süresince, doğum ve emzirme döneminde bebeğe bulaşır; ama HIV pozitif bir anneden bebeğe virüs bulaşma oranı %30 'dur. -Bulaşmadığı durumlar. Günlük yaşamda ve sosyal ilişkilerde, öpüşme, dokunma, sarılma, el sıkışmasıyla. Herkese açık tuvalet, havuz, duştan, sinek, böcek sokması, hayvan ısırması ile hastalık bulaşmaz. . Tanı. Bir kimsenin vücudunda HIV virüsünün bulunup bulunmadığının anlaşılması için HIV testi yapılmalıdır. HIV virüsünü saptamak amacıyla uygulanan testler ilk üç ay içinde sonuç vermez. Bu döneme pencere dönemi denir. Pencere döneminde de hastalık bulaştırılabilir. Tanı ELISA yöntemiyle yapılan kan testiyle konulur. Bu test virüsün bulaşmasından 2-12 haftaya kadar doğru sonuç vermeyebilir. Tek test ile tanı konmaz; doğrulama testleri yapılmalıdır. . AIDS hakkında yapılan faaliyetler ve Tedavi. Aids hakkında yürütülen çalışmaların hiçbirinde %100 bir etkinlik yoktur. Aids'e çare bulunamadığından AİDS'LE mücadelede en iyi yöntem korunma yollarının insanlara anlatılmasıdır. Bunun için dünyada ve Türkiye'de çeşitli paneller düzenlenmekte ve AIDS ile savaş dernekleri kurulmaktadır. - İlaç, Aşı ve Gen tedavileri : 1. Antiviral ilaç tedavisi : Antiviral ilaçlar, virüslere karşı kullanılan bileşiklerdir. HIV virüsüne karşı kullanılan antiviral ilaçlar genellikle virüslerin üremesini durdurmak amacı için üretilmiştir.1997 yılının sonuna kadar Amerkan Gıda ve İlaç İdaresi 11 tane antiviral ilacın kullanımını onaylamıştır. Klinik denemelerde, bu ilaçların her biri HIV'e karşı etkili bir tedavi yöntemi olmuştur. Bütün hepsinin sahip olduğu özellikler, beyaz kan hücrelerinin sayısını arttırmak, viral yükü azaltmak ve hayatta kalma süresini uzatmaktır. Ancak yapılan ve yapılmakta olan araştırmalar göstermiştir ki bu ilaçlar tek başlarına alındığı zaman son derece yetersiz kalmaktadırlar.Bu yüzden birbirleriyle kombinasyonlar halinde alınmalıdırlar.
AIDS Nedir? AIDS Hastalığının Belirtileri
AIDS, bağışıklık yetmezliği sendromu, bağışıklık sisteminin işlev görmez duruma gelmesiyle, vücudun mikrobik hastalıklara karşı koyamaması durumudur. AIDS'in nedeni yine bir mikrobik hastalıktır. HIV adı verilen virüs AIDS'e yol açar.
HIV vücuda girdikten sonra kan hücreleri içinde, özellikle CD4 T kan hücrelerine yerleşerek çoğalır. Bu hücrelerin dışında yaşama ve çoğalma yetenekleri yoktur. Zarar gören CD4 T hücreleri vücudun bağışıklık sistemini yıkıma uğratır. Vücut direnci düşen kişide diğer zamanlarda zararsız veya hafif geçebilecek hastalıklar bile ağır seyreder. Lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride uçuk, yara ve lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük, cinsel organda uzun süre iyileşmeyen yaralar, tüberküloz gibi belirtiler ortaya çıkar.
Bir kimsenin vücudunda HIV virüsünün bulunup bulunmadığının anlaşılması için HIV testi yapılmalıdır. HIV virüsünü saptamak amacıyla uygulanan testler ilk üç ay içinde sonuç vermez. Bu döneme "pencere dönemi" denir. Pencere döneminde de hastalık bulaştırılabilir.
HIV Virüsü Nasıl Bulaşır?
1.Kan İle Bulaşır:
Virüs bulaşmış kanların nakilleri ile
Virüs taşıyıcı kimselerce kullanılmış ve dezenfekte edilmemiş tüm kesici ve delici aletler ile
Damar içi uyuşturucu kullananların iğne, enjektör ve uyuşturucu madde eritilen kaşıkları paylaşmaları ile
HIV virüsü taşıyan organ, doku ve sperm nakli ile
2.Cinsel İlişki Yoluyla Bulaşır:
HIV erkeğin sperm sıvısında, kadının vajina salgısında bol miktarda bulunur. Cinsel ilişki sırasında HIV virüsü taşıyan bir kimsenin vücut sıvılarının bulaşmaması için önlem alınmadığında vajina, penis, anüs mukozasından veya ağızdaki zedelenmiş doku veya çatlaklardan vücuda bu sıvılar girerek virüs bulaşır.
3.Anneden Bebeğe Geçerek Bulaşır:
HIV virüsü gebelik süresince, doğum ve emzirme döneminde bebeğe bulaşır; ama HIV pozitif bir anneden bebeğe virüs bulaşma oranı %30 'dur.
HIV Virüsü Nasıl Bulaşmaz?
Günlük yaşamda ve sosyal ilişkilerde
Sosyal öpüşme, dokunma, sarılma, el sıkışmayla
Başkalarının eşyalarını kullanmakla
Sinek, böcek sokması, hayvan ısırmasıyla
Aynı okulda öğrenim görme, aynı iş yerinde çalışma ile
Aynı tuvaleti ve banyoyu kullanmakla
Aynı yemeği yemekle
Aynı yerde denize veya havuza girmekle
HIV Virüsünün Dezenfeksiyonu
Spermdeki ve vajina salgısındaki HIV, dış ortamda birkaç saatte, kuruduğunda yarım saatte ölür. HIV kurumuş kanda da kısa zamanda ölür.
1.Kan, Sperm veya Vajina Salgısının Bulaştığı Eşyadaki HIV Virüsünün Öldürülmesi:
Birkaç dakika kaynatarak ya da 60 ° sıcaklıkta 30 dakika bekleterek virüs öldürülür.
Sulandırılmış çamaşır suyunun temas ettiği HIV 30 dakika içinde ölür. Çamaşır suyunda klor vardır ve klor HIV virüsünü öldürür.
2.HIV Virüsünü Öldüren Diğer Maddeler:
Bacteranios D- Buraton 10F, Cidex, Gigasept, Lysetol V, Presept, Steranios, Virkon'dur. Bu maddeler genellikle sağlık kuruluşlarında kullanılmak üzere üretilmiştir. Ultraviyole ile ışınlama HIV'ın öldürülmeside önerilmeyen bir metoddur; çünkü sadece ışının doğrudan temas ettiği yüzeydeki mikropları öldürür.
3.Derinin HIV Virüsünden Arındırılması:
Su ve sabun kullanımı ile HIV virüsünün deriden uzaklaştırılması diğer mikropları bu yöntemle uzaklaştırmadaki gibi etkilidir; ama yıkadıktan sonra sağlam deriyi alkol ile temizlemek HIV virüsünde kurtulmada uygun olur. Bir yaralanma durumunda yara yeri önce sabun ve su ile yıkandıktan sonra tendürtiyot, batikon, betadin gibi bir antiseptik ile temizlenmelidir.
HIV ile ilgili Uyarı İşaretleri
Bazı HIV virüsü belirtileri şunlardır:
Öksürme, ishal, kilo kaybı, gece terlemesi, yorgunluk hissi
İlginç renkli veya kokulu bir vajina akıntısı
Yinelenen veya kalıcı vajina enfeksiyonları
Vajinada veya vajina çevresindeki yara veya acı
Adet dönemlerinde ani bir değişim
Adet dönemleri arasında karın ağrısı
Seks sırasındaki olağandışı acı veya ağrı
Dilinizde veya ağzınızın içinde beyaz noktalar veya yaralar
HIV Testi Yaptırma
Aşağıdaki durumlar sizin için geçerliyse HIV testi yaptırmalısınız:
İğneleri paylaşıyorsanız
Eşiniz ilaç kullanmışsa veya kullanıyorsa
Vücudunuzda herhangi bir HIV belirtisi varsa
Prezervatif kullanmadan seks yaptıysanız da test yaptırmalısınız. Test yaptırmak basit ve kolaydır. Test sonucunda virüs taşıyıp taşımadığınızı öğrenebilirsiniz. Ancak, virüsün bağışıklık sisteminize ne kadar zarar verdiğini öğrenemezsiniz.
Nasıl Test Yaptırabilirim
Bazı yerlerde, adınızı vermeniz gerekmez, testin sonuçları yalnızca size bildirilecektir.
Diğer yerlerde, sonuçlar sağlık yetkilinize veya danışmanınıza da bildirilir. Ancak, sağlık yetkilileri genellikle siz izin vermedikçe sonuçları başkasına vermezler.
Tedavi Olma
HIV için herhangi bir tedavi bulunmamaktadır. HIV virüsü taşıyan binlerce kişide yapılan çalışmalar, kombinasyon tedavisinin, insan ların daha iyi hissetmesine ve daha uzun yaşamasına yardımcı olabildiğini göstermiştir.
Bir doktorla, hemşireyle veya danışmanla konuşun. Tedavi seçenekleri hakkında size daha fazla bilgi verebilir.
Gereken Cevapları Alma
Bugün, birçok yerde AIDS testi yaptırabilir ve AIDS konusundaki sorularınıza yanıt alabilirsiniz:
Sağlık bakanlığına bağlı birimlerde veya yerel sağlık kuruluşlarında
Devlet kliniklerinde
Özel doktorlarda
Özel laboratuarlarda
Birçok devlet kliniğinde test işlemi ücretsiz olarak veya çok az bir ücretle gerçek leştirilmektedir. Ayrıca, doktorunuz da HIV testi yapabilir ve sonuçları verebilir. Evde test yaptığınız takdirde sonuçlar
Hamile olan veya hamile kalmayı planlayan kadın lar için daha fazla bilgi verilebilir.
HIV Virüsü Kadınlara Nasıl Bulaşır?
HIV virüsü iki temel yolla bulaşır.
1. Seks
HIV vücudunuza HIV virüsü taşıyan birisinin kanı, spermi veya vajina l akıntıları yoluyla bulaşır. Bu durum, vajina l, anal veya oral seks sırasında gerçek leşebilir.
Lateksten yapılmış bir prezervatif kullanarak HIV virüsünden korunabilirsiniz. Doğum kontrol hapları ve lateks olmayan prezervatifler, sizi HIV virüsünden koruyamaz.
HIV virüsü hem bir erkek ten hem de bir kadın dan bulaşabilir. Herhangi bir cin sel hastalığınız varsa HIV virüsünün size bulaşma ihtimali daha yüksektir.
(bakınız: seks , vajina , kadın , erkek , oral seks , kadınlar , gerçek , anı , cin , ali )
AIDS, HIV virüs ü bağışıklık sisteminizi zayıf hale getirdikten son ra ortaya çıkan hastalıktır. AIDS, Acquired Immunodeficiency Syndrome (Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) kelime lerinin kısaltmasıdır.
AIDS hastası insan lar, bağışıklık sistemi güçlü olan insan ları etkilemeyen mikroplar nedeniyle kötü enfeksiyonlara yakalanırlar.
AIDS hastası olmadan yıllar önce HIV virüs ü almış olabilirsiniz.
2000'li yıllara girerken dakikada 11 yeni olgunun aramıza katıldığı çağımızın salgını olarak kabul edilen hastalık, AIDS. İlk defa 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Haiti'den gelen göçmenlerde ender rastlanan Pneumocystis carinii pnömonisi (PCP) ve Kaposi sarkomu (KS) olgularının saptanması ile AIDS, "Edinsel İmmün Yetmezlik Sendromu" tanımlanmıştır. PCP ve KS olguları o tarihe kadar tek tek olarak görülmekte ve herhangi bir sorun olmamakta idi. Aynı tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri'nde sağlık merkezi klinisyenleri ve epidemiyologlar özellikle genç homoseksüel erkeklerde, birlikte görülen hastalık tablolarını fark etmişler ve bu olguları Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine (Center for Disease Control and Prevention-CDC) bildirmişlerdir. 1981 yılının Haziran ayında sürveyans çalışmaları başlamış ve Şubat 1983 tarihine dek 1000 HIV/AIDS olgusu bildirilmiştir.
1980'li yılların başlarında olgu sayısının az olması ve homoseksüel erkek grubunda görülmesi nedeni ile hastalık fazla ilgi çekmemişti. Ne zaman ki biseksüel erkekler aracılığı ile kadınlara ve enfekte hamile kadınlardan da bebeklere enfeksiyon geçmeye başladı, olgu sayıları giderek arttı ve HIV/AIDS tüm dünyanın odak noktası durumuna gelmeye başladı.
Yayılma yollarının özelliği, hastalığın belirtisiz geçen uzun bir döneminin olması ve tanı koymanın kan testleri dışında olanaklı olmaması HIV enfekte olgu sayılarının giderek artmasına neden olmaktadır. Tıp dünyası, gönüllü kuruluşlar hastalığın öneminin anlatılabilmesi, toplumun bilgilendirilmesi ve korunma yollarının öğretilmesi için çalışmalar düzenlemeye başlamışlar ve 1 Aralık gününü de "Dünya AIDS Günü" olarak ilan etmişlerdir. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 1 Aralık için bir slogan belirlemekte ve tüm ülkeler bu çerçevede toplumu bilgilendirmeye yönelik çalışmalar yapmaktadırlar. 1999 yılının sloganı "Dinle, Öğren, Yaşa!" olarak belirlenmiş olup bu slogandaki amaç, hastalıkla ilgili farkındalılığı artırmak ve AIDS programlarını güçlendirmek olarak düşünülmüştür.
Kan ve kan ürünlerinin rutin HIV yönünden taranması, antiretroviral ilaçların kullanıma girmesi, fırsatçı enfeksiyonların profilaksisinin (önlenmesinin) ve tedavisinin yapılabilmesi, yaygın ve etkili eğitim programlarının uygulanmaya başlanması ile HIV/AIDS epidemisinde (yaygınlığında) son yıllarda önemli değişiklikler gözlenmeye başlamıştır.
Dünyada HIV/AIDS
Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) verilerine göre dünyada 1994 yılında 17 milyon HIV/AIDS'li kişi yaşarken Aralık 1999 da bu rakamın 33.6 milyona ulaştığı bildirilmektedir (Şekil 1).
Epideminin (Salgının) başından beri 16.3 milyon kişi yaşamını HIV/AIDS nedeni ile yitirmiş olup, bu olguların 12.7 milyonu 15-49 yaş arası erişkin ve 3.6 milyonu 15 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. 1999 yılı içinde 5.6 milyon yeni olgu bildirilmiş olup, bu sayılara günde 16.000, dakikada 11 yeni olgu eklenmektedir. Veriler, son iki yıldır toplam HIV/AIDS olgularında bir önceki yıla göre %10 oranında bir artış olduğunu ve yeni enfekte olguların %10'unun 15 yaş altı ve %50'sinin ise 15-24 yaş arası gençler olduğunu bildirmektedir. Bu veriler göstermektedir ki; epidemideki en önemli değişikliklerden birincisi hastalığın ilk görülme yaşının 20'den 15'e inmesidir. İkinci önemli değişiklik ise epideminin başlarında %20 olan enfekte kadın oranının %40-50'lere yükselmiş olmasıdır. Epidemiyologlar kadın erkek oranındaki bu eşitlenme trendinin geriye dönemeyeceğini tahmin etmektedirler.
Dünyada HIV/AIDS olgularının %94'ü gelişmekte olan ülkelerde, %86'sı da Sahra-Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya'da görülmektedir. İlk olguların görüldüğü yerler olan Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde 1994 yılından beri her yıl tanı konan yeni olgu sayıları bir önceki yıldan fazla değil iken, Afrika, Hindistan, Tayland gibi Asya ülkelerinde olgu sayıları katlanarak artmaktadır. Bu farkın asıl nedeninin eğitimden kaynaklandığı düşünülmektedir, çünkü gelişmiş ülkeler etkin eğitim programları ile HIV/AIDS' i ve korunma yollarını öğretebilmeyi başarmış gözükmektedir. Eğitimde programların yanı sıra bir diğer önemli etkende ekonomik güç olarak kabul edilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler kısıtlı bütçeleri ile giderek artan sayıdaki hastalarını tedavi için gerekli masrafı yapmakta zorlanırken, beraberinde eğitim programlarını yürütememektedirler.
Bazı gelişmekte olan ülkelerde ve sanayileşmiş ülkelerde HIV enfeksiyonunun yayılımını engellemeye yönelik çeşitli programlar düzenlenmektedir. Damar içi madde kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar, ithal kan kullanımını sınırlayan politikalar, temiz enjektör değiştirme programları yapılmış olsa da bunların hiçbiri tek başına HIV bulaşını önlemede yeterli programlar olarak gözükmemektedir.
Türkiye'de HIV/AIDS
Türkiye'de cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili yeterli önlemlerin alınamaması ve eğitim programlarının yeterli etkinlikte olamaması nedenleri ile HIV/AIDS büyük bir sorun olmaya başlamaktadır. Ancak ülkemizde sağlık kayıt sistemlerinin özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda yeterli çalışmaması ve hastalığın uzun süren belirtisiz döneminin olması nedeni ile gerçek rakamların bunun çok üstünde olduğu düşünülmektedir. Türkiye'de ilk olguya 1985 yılında tanı konmuş ve o tarihten başlayarak 1992 yılına kadar olgu sayılarında bir önceki yıla göre fazla artış saptanmaz iken, 1992 yılından beri olgu sayıları katlanarak artmaktadır.
Türkiye'de HIV/AIDS olgu sayılarının artma nedenleri şöyle sıralanabilir
Ülke nüfusunun genç olması,
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilerin kısıtlı olması,
Turizm sektörünün ülkemizde giderek gelişmesi: Ülkemize her geçen gün daha fazla sayıda turist gelmektedir. Özellikle HIV/AIDS olgularının sık olduğu ülkelerden gelen turistler arasında bu hastalığa yakalanmış kişilerin bulunma olasılığı fazladır.
Yurtdışında çalışan Türk vatandaşlarının çok sayıda olması ve giderek artması: Özellikle yurt dışında uzun süreli kalan vatandaşlarımızın bulundukları ülkedeki hasta sayısının sıklığına bağlı olarak bu hastalığa yakalanma riski artmaktadır.
Damar içi madde kullanımının giderek artması: HIV/AIDS bulaş yolları arasında damar içi madde kullananlar ikinci sırayı oluşturmaktadır. Damar içi madde kullananların sayılarının giderek artması HIV enfekte olgu sayılarının da artmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde cinsiyete göre dağılımda
%73.5 erkek,
%26.5 kadın olarak saptanmaktadır.
Olguların %20'sinin sürekli yaşadığı yerin yurtdışı olduğu, toplam 57 ilden bildirim yapıldığı ve en fazla bildirimin Ankara, İstanbul ve İzmir'den olduğu bildirilmektedir.
HIV/AIDS'in Bulaşma Yolları ve Korunma
/ Risk gruplarına göre HIV/AIDS olguları incelendiğinde:
%46.3 heteroseksüel,
%9.48 damar içi madde kullananlar,
%9 homoseksüel,
%5.5 kan transfüzyonu (%1.5 hemofili hastaları, %4 diğer) yolu ile,
%0.85 anneden bebeğe geçiş,
%28.1 ise bilinmeyenlerden oluştuğu görülmektedir.
%28.1 gibi büyük bir oran göstermektedir ki eksik bildirim söz konusudur ve bu da ülkemizdeki epideminin boyutunu öğrenmedeki güçlüğü gözler önüne sermektedir.
Cinsel yolla bulaşma
HIV enfeksiyonunun en önemli bulaş yolu cinsel temastır. HIV/AIDS her türlü cinsel temasla (homoseksüel, heteroseksüel, vajinal, oral, anal) bulaşmaktadır. Semen (meni) ya da kanla temasa neden olabilecek her türlü cinsel etkinlikte bulaş riski bulunmaktadır. Bu tür bulaşa bağışık hiç kimse bulunmamaktadır. Bulaş için HIV (+) kişi ile yapılan tek bir cinsel temas bile yeterli olmakta ancak cinsel temas sayısı arttıkça bulaş riski artmaktadır.
Cinsel aktiviteden bütünüyle kaçınarak ya da enfekte olmayan eşle monogamik bir ilişki sürdürerek HIV enfeksiyonunun bulaşı önlenebilmektedir. Cinsel temas sırasında prezervatif (kondom, kılıf) kullanılmasının koruyuculuğu, kondomun lateks olması, doğru ve sürekli kullanılması, yırtık ya da delik olmaması kaydıyla kanıtlanmıştır. Kadınlar için hazırlanmış olan intravajinal kondomlar da doğru ve sürekli kullanımla etkili olmaktadırlar.
Kan ve kan ürünleri ile bulaşma
Kanda virüsün yoğun miktarda bulunması nedeni ile virüsü taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünleri ile hastalık bulaşabilmektedir. 1985 yılında antikor testlerinin bulunması ile dünyanın her yerinde kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce HIV yönünden test edilmesi zorunlu kılınmıştır. Türkiye'de 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünlerine ELISA yöntemi ile antikor saptandıktan sonra hastaya verilmektedir, bu nedenle kan ve kan ürünleri ile olan bulaş azalmış gözükmektedir. Ancak hastalığın pencere döneminin olması, acil durumlarda test yapılmadan kan ve kan ürünlerinin kullanılabilmesi nedenleri ile oranı çok azda olsa bu yolla geçiş bildirilmektedir. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, kullanılıyorsa ortak enjektör kullanımı risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaş riskini azaltmaktadır. Bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri'nde devlet tarafından temiz enjektör dağıtım programları uygulanmakta ve çalışmalar önemli ölçüde başarı sağlandığını bildirmektedir. Gelişmiş ülkelerde enjektör paylaşımının azaldığı, steril iğne satın alınışında ve iğne temizleme işlemlerinde artma gözlendiği saptanmaktadır.
Anneden bebeğe bulaşma
HIV gebelik süresince, doğum sırasında ve postpartum (doğum sonrası) dönemde emzirmekle bebeğe geçebilmektedir. Bu oran %20-30'dur. Ancak HIV (+) anneye gebeliğinin son üç ayında, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanır ve elektif sezaryen uygulanırsa bu oran %8-10'lara düşebilmektedir.
Perinatal(Doğum sırasında) geçişte korunmada önemli olan öncelikle HIV prevalansı(görülme sıklığı) yüksek olan bölgelerde doğurganlık yaşındaki ve HIV enfeksiyon riski olan kadınlara hastalığı öğretebilmektedir. Eğer kadın HIV (+) ise doğum kontrol yöntemleri öğretilmeye çalışılmaktadır. Buna karşın gebe kalan HIV (+) kadınlara erken dönemde kürtaj yapılması pek çok ülke tarafından kabul edilmektedir. Eğer anne adayı bebeği doğurmak istiyorsa gebeliğin son üç ayında anneye, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanmakta ve hasta yakın izleme alınmaktadır.
Sağlık personeline bulaşma
Sağlık personeline kan ile kontamine olmuş (bulaşmış) vücut sıvılarıyla temas sonucunda HIV'nin geçişi olanaklı olabilmektedir. Kontamine iğne batmasını izleyen serokonversiyon riski %0.3 iken, mukoza ya da derinin kanla kontamine vücut sıvılarıyla teması sonucunda serokonversiyon riski çok daha düşüktür. Sağlık personeli öykü ve fizik inceleme ile enfekte hastaları ayırt etme olanağına sahip olamadıklarından korunmak için tüm hastaların kan ve diğer vücut sıvılarını potansiyel enfekte kabul ederek evrensel önlemlere uyarak çalışmalıdırlar.
Ülkemizde henüz sayıları bini bulan HIV enfekte olgular için hasta sayıları milyonları bulan ülkelerden örnek alarak, sayıların daha da artmasını engellemek için çalışmalarımızı artırmalıyız. HIV infeksiyonunun bulaş yollarını bilmek, korunmayı öğrenmek, öğretmek ve davranış değişikliğinde bulunulmasını sağlamak, HIV/AIDS'li hastaları toplumdan dışlamadan hep birlikte elele vererek yaşamakla bu hastalığa karşı savaşım verebiliriz.
sayfa başı
|